Kökü (sin-cim-dal -anlamları için rüku ve secde konusuna bakın) olan mescit kelimesinin Kuran'daki kullanılışına baktığımızda bunun fiziksel bir binayı değil, içimizde oluşturduğumuz bir yapıyı belirttiği ve aynı "Allah yolunda" gibi bir mecazi anlam içerdiği anlaşılmaktadır. Buna göre mescit'in muhtemel çevirisi "secde edilen yer" değil, (içimizde oluşturduğumuz Allah'ın yasalarına) itaat davranışı; (Allah'ın yasalarına) uyma, riayet hali olmalıdır. (Allah'ın emirlerine) "İtaat yapısı, riayet kurumu" gibi alternatif çevirilerde mümkündür ki bunlar daha gerçekçidir çünkü bu YAPI içimizdedir ama biz kulağa hoş gelmesi açısından örneklerimizde "itaat davranışı" çevirisini kullanacağız.

Sure 18 Ayet 21

Ve kezalike a'serna aleyhim li ya'lemu enne va'dellahi hakkuv ve ennes saate la raybe fıha iz yetenazeune beynehüm emrahüm fe kalübnu aleyhim bünyana rabbühüm a'lemü bihim kalellezıne ğalebu ala emrihim lenettehızenne aleyhim mescida
18:21 Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah'ın vadinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehfin durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: "Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir." Onların durumuna vâkıf olanlar ise: "Bizler, kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescit yapacağız" dediler. (Diyanet) ...

lenettehızenne aleyhim mescida
... "Üzerlerine mutlaka bir mescit edineceğiz." (Yaşar Nuri Öztürk)
... "Biz muhakkak bunların üzerine bir mescit yaparız."... (Elmalılı Hamdi Yazır)
... "Onların üstüne bir mescid yapacağız,"... (Edip Yüksel)

اتحز (ehaze / ettehaze) : almak, kabul etmek; cezalandırmak, başına bela olmak; ele geçirmek; ele alıp düzenlemek; edinmek; tutmak, bağlı olmak, benimsemek, izlemek, taklit etmek; kullanmak, yararlanmak

Aynı Kelimenin Kuran'daki Diğer Kullanımları

12:21 Onu satın alan Mısırlı, karısına şöyle dedi: "Ona iyi bak, kendisine güzel bir yer hazırla. Bize yararı dokunabilir. Belki de evlat ediniriz onu / evlat olarak alırız ( nettehızehu veleda )." İşte bu şekilde biz Yûsuf'a yeryüzünde imkân verip o toprağa yerleştirdik ki, ona olayların/haberlerin yorumunu öğretelim. Allah, kendi emrine Gâlib'dir/kendi emrine hükmeder. Ama insanların çokları bilmiyorlar.

4:118 Allah o şeytana lanet etmiştir. Demişti ki o: "Senin kullarından belirli bir pay elbette alacağım ( ettehızenne ). "

Bu kelime hiçbir sözlükte yapmak veya inşa etmek anlamına gelmiyor. Peki doğru çeviri nasıl olmalıydı?

... Onların üzerindeki İTAAT DAVRANIŞLARINI / RİAYET HALİNİ taklit edeceğiz / bundan yararlanacağız.

Peki bu itaat davranışı ne idi?

18:14 Kalpleriyle aramızda bir bağ kurduk/kalplerini dayanıklı kıldık. Kalkıp şöyle dediler: "Rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir. O'NDAN BAŞKA HİÇBİR İLAHA YAKARMAYIZ. Aksini yaparsak saçma söz söylemiş oluruz."

Konuşmada mağaranın çevresine mescit dikmek gibi bir şey önerildiğini düşünmek makul değil hatta gülünçtür.

Sure 7 Ayet 29 ve 31

Kul emera rabbı bil kıstı ve ekıymu vücuheküm ınde külli mescidiv bedeeküm teudun
07:29 De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O'na çevirin ve dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz. (Diyanet)

* Çelişkinin önüne geçmek için mescit kelimesi tamamen atlanmış!

..."Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O'na doğrultun... (Yaşar Nuri Öztürk)
..."Rabbim adaleti emretti. Her mescitte yüzleriniz doğru tutun... (Elmalılı Hamdi Yazır)
... "Rabbim adaleti emreder. Her mescitte (ibadet yerinde) dini sadece O'na ait kılarak O'na yalvarın. (Edip Yüksel)

ekıymu vücuheküm ınde külli mescidi
Yüzlerinizi her mescide doğru yöneltin.

Bütün çeviriler birbiriyle çelişiyor ve kasıtlı olarak orijinal metinden sapılmış. Mekke'de (ayet Mekke'de iniyor?) bir tane bile Mescit yokken Hz. Muhammed ve izleyenleri nasıl oldu da HER MESCİDE doğru yüzlerini çevirebildiler? Mescidi fiziksel bir yapı olarak düşünürsek ona yönelmek demek namazı camii dışında kılmak demektir çünkü camii içinde mescide değil duvarlara yöneliyoruz!

Yine fiziksel olarak düşünürsek her mescide doğru dönmenin manası ve yararı nedir?

07:29 De ki: Rabbim adaleti emretti. Yüzlerinizi HER İTAAT DAVRANIŞINA / RİAYET HALİNE DOĞRU YÖNELTİN ve dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz.

Sure 7 Ayet 31

Ya benı ademe huzu zıneteküm ınde külli mescidiv ve külu veşrabu ve la tüsrifu innehu la yühıbbül müsrifın
07:31 Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.

... Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın... (Yaşar Nuri Öztürk)
... her mescide gittiğinizde süzünüzü tutunun... (Elmalılı Hamdi Yazır)
... mescitlere giderken süsleniniz... (Edip Yüksel)

Ayet tüm insanlara sesleniyor, inanmayanlar bu ayeti nasıl uygulamışlardır ve hangi mescide gitmişlerdir? O zamanlar bir tane bile mescit olmayan Mekke'de bu ayet niye inmiştir?

ADEMOĞULLARI; Hrıstiyanları, Yahudileri, inananları ve inanmayanları kapsamıyor mu?

Yahudiler için bir mescit sinagogtur. Orada Uzeyr'e Allah'ın oğlu diye taparlar.

Hıristiyanlar için mescit kilisedir. Hıristiyanlar İsa peygambere Allah'ın oğlu diye dua ederler.

Müşrikler için mescit put dolu tapınaklardır. Elleriyle yaptıkları putlara dua ederler.

Allah böyle birşeyin devam etmesine nasıl müsade eder?

07:31 Ey Adem oğulları! Her İTAAT DAVRANIŞINDA / RİAYET HALİNDE süslerinizi alın; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.

Bir sonraki ayet bu ayete açıklık getiriyor:

07:32 De ki: Allah'ın KULLARI için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.

Sure 17 Ayet 7

İn ahsentüm ahsentüm li enfüsiküm ve in ese'tüm feleha fe iz cae vadül ahırati li yesuu vücuheküm ve li yedhulül mescide kema dehaluhü evvele merrativ ve liyütebbiru ma alev tetbıra
17:07 Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mâbedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).

Yahudilerin düşmanları henhangi bir mescide değil, Yahudileri yenmek için birbirleriyle "itaat davranışına / riayet haline" girmişler.

Sure 9 Ayet 17, 18, 107 ve 108

Ma kane lil müşrikıne ey ya'müru mesacidellahi şahidıne ala enfüsihm bil küfr ülaike habitat a'malühüm ve fin nari hüm halidun
09:17 Allah'a ortak koşanlar, kendilerinin kâfirliğine bizzat kendileri şahitlik ederlerken, Allah'ın mescitlerini imar etme selâhiyetleri yoktur. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır. (Diyanet)

Ma kane lil müşrikıne ey ya'müru mesacidellahi
Allah' ın mescitlerini onarmak müşriklerin (ortak koşanların) işi değildir.

Mescid'in tamirini üstlenen kişinin inanan biri olduğunu ve müşrik olmadığını biz nasıl bilebiliriz? Kalplerin içini bilen yalnızca Allah değil midir?

09:101 Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir.

İnnema ya'müru mesacidellahi men amene billahi vel yvmil ahıri ve ekames salate ve atez zekate ve lem yahşe illallahe fe asa ülaike ey yekunu minel mühtedın
09:18 Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.

عمر: ikamet etmek, içinde kalmak; tamir etmek, imar etmek; yaşanabilir yapmak; (bir yeri) iskân etmek; dini bir ziyaret yapmak

09:17 Ortak koşanlar, nefislerinin küfürlerine şahit olurlarken, Allah'ın İTAAT DAVRANIŞLARININ / RİAYET HALİNİN İÇİNDE OLAMAZLAR / (İÇİNİ) DOLDURAMAZLAR.

09:18 Allah'ın İTAAT DAVRANIŞLARINI / RİAYET YASALARINI ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, BAĞLILIĞI GERÇEKLEŞTİREN, ARINMA GÖSTEREN ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler DOLDURUR. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.

(X Başta açıkladığımız gibi mecazi bir anlatım söz konusu, mescit secde edilen / itaat edilen yer demektir ve bu yer içimizdedir.)

Sure 9 Ayet 107-110

Vellezınettehazu mesciden dırarav ve küfrav ve tefrıkam beynel mü'minıne ve irsadel li men habellahe ve rasulehu min kabl ve le yahlifünne in eradna illel husna vallahü yeşhedü innehüm le kazibun
09:107 (Münafıklar arasında) bir de (müminlere) zarar vermek, (hakkı) inkâr etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olan adamı beklemek* için bir mescid kuranlar ve: (Bununla) iyilikten başka birşey istemedik, diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. (Diyanet)

رصد : gözlemek, izlemek, gözetlemek

Bir mescit inananlara nasıl bir zarar verebilir?
Bir mescit inananlar arasında nasıl bir bölünme yaratabilir?
Bir mescit inkar etmek için nasıl inşa edilebilir?
Bir mescit gözlem yeri olarak nasıl kullanılabilir?

09:107 Ve İTAAT DAVRANIŞLARINI / RİAYET HALİNİ zarar vermek ve inançsızlık ve müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olanları gözlemek için KÖTÜYE KULLANANLAR var ve (bununla) iyilikten başka birşey istemedik, diye yemin ediyorlar. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.

İTAAT DAVRANIŞLARI maskesi altına girmiş birkaç müşrik, müminlerin arasına karışarak Peygamber ile savaşanların her hareketini izlemişler müminler arasında bölünme yaratmaya çalışmışlar ve yakalandıklarında kötü bir niyetleri olmadığını söylemişlerdir. Müminleri bölmek için bir mescit inşa ettiklerini düşünmek mantıksızdır.

La tekum fıhi ebeda le mescidün üssise alet takva min evveli yevmin ehakku en tekume fihi fıhi ricalüy yühıbbune ey yetetahheru vallahü yühıbbül müttahhirın
09:108 Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takvâ üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever. (Diyanet)

Böyle bir mescitte sakın namaza durma!... (Yaşar Nuri Öztürk)
Onun için kesinlikle orada namaza durma!... (Elmalılı Hamdi Yazır)
Böyle bir yerde ebediyen namaza durma... (Edip Yüksel)

La tekum fıhi
Onun içinde (ayakta) durma!

ehakku en tekume fıhi
Onun içinde (ayakta) durman daha uygundur.

Tüm çevirmenler ayette "ayakta durmak" fiilini orijinal metinde salat kelimesine rastlanmamasına rağmen "namaza durmak" olarak çevirmiş. İlginç olan ise Peygamberimizin mescitte namaz kılması değil, durması dahi yasaklanmıştır!

Dünya üzerinde takva ile inşa edilen mescit var mıdır ve bu ne demektir? İçindeki insanların temizliği beden temizliği mi yoksa ruhsal bir temizlik mi?

Ve ma kane cevabe kavmihı illa en kalu ahricuhüm min karyetiküm innehüm ünasüy yetetahherun
07:82 Kavminin cevabı: Onları (Lût'u ve taraftarlarını) memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış! demelerinden başka bir şey olmadı.

108. ayetteki mescidin işlevi açıktır: insanları günahlarından arındırmak ve dünya üzerinde bunu yapabilen bir cami yoktur.

09:108 Asla onun içinde durma (X bir önceki ayette bahsedilen SAHTE RİAYET YAPISININ İÇİNDE) İlk günden takva üzerinde kurulan İTAAT DAVRANIŞI / RİAYET HALİ içinde durman için daha uygundur. İçinde temizlenmek isteyenler vardır ve Allah temizlenenleri sever.

E fe men essese bünyanehu ala katva minallahi ve rıdvanin hayrun em men essese bünyanehu ala şefacürufin harin fenhara bihı fı nari cehennem vallahü la yehdil havmez zalimın
09:109 Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

Ayet kişisel bir binadan (bünyane-hu) söz ediyor. Toplumdaki herkes kendine ait bir mescit inşa edemez, ayet yine mecaz bir anlam taşıyor. Kişinin "kendisiyle birlikte cehennem ateşine yuvarlanan" bina, içinde oluşturduğu metaforik binadır.

La yezalü bünyanühümlezı benev rıbeten fı kulubihim illa en tekattaa kulubühüm yallahü alımün hakım
09:110 Yaptıkları bina, (ölüp de) kalpleri parçalanıncaya kadar yüreklerine devamlı olarak bir kuşku (sebebi) olacaktır. Allah çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.

Yapılan bir bina kimseye bir kuşku sebebi olmaz.

Sure 2 Ayet 114 ve 187

Ve men azlemü mimmem menea mesacidellahi ey yüzkera fıhesmühu ve sea fı harabiha* ülaike ma kane lehüm ey yedhuluha illa haifın * lehüm fid dünya hızyüv ve lehüm fil ahırati azabün azıym
02:114 Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır. (Diyanet)

إلا (illâ) : -den başka
خائفين (hâifin) : korkanlar, sakınanlar (fâilün yapısı kelimeye bir işi yapan anlamı katar. Örn: ketebe: o yazdı, kâtibun: yazan, katip)

Ayette göze çarpan en büyük yozlaşma "illâ hâifîn" (korkanlar hariç) sözcüğünün "ancak korku içinde" olarak çevrilmesi.

02:114 Allah'ın İTAAT DAVRANIŞLARINI / KURUMLARINI, içlerinde O'nun ismini hatırlamayı yasaklayandan ve yıkılması için uğraşandan daha zalim kimdir! Onların ona girmeleri mümkün değildir, (Allah 'tan) SAKINANLAR HARİÇ...

İtaat davranışları sadece Allah'tan korkanlar içindir, korkmayan bir kişi bu yapıya giremez.

Ühılle leküm leyletes sıyamir rafesü ila nisaiküm* hünne libasül leküm ve entüm libasül lehünn* alimellahü enneküm küntüm tahtaune enfüseküm fe tabe aleyküm ve afa anküm* fel anebaşiruhünne vevteğu ma ketebellahü leküm * ve külu veşrabu hatta yetebeyyene lekümül hüytul ebyadu minel haytıl esvedi minel fecri sümme etimmüs sıyame ilel leyl* ve la tübaşiruhünne ve entüm akifune fil mesacid* tilke hududüllahi fe la takrabuha* kezalike yübeyyinüllahü ayatihı lin nasi leallehüm yettekun
02:187 Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.

... Mescitlerde itikâfta bulunduğunuz sırada zevcelerinizle cinsel temas kurmayın. (Yaşar Nuri Öztürk)
... Bununla birlikte siz, mescitlerde itikaf halinde iken onlarla ilişkide bulunmayın. (Elmalılı Hamdi Yazır)
... Mescitlere kapanmış durumdayken onlarla cinsel ilişkide bulunmayın. (Edip Yüksel)

(âkifûn) kökü عكف : devamlı bir yerde kalmak, -den ayrılmamak, kendini bir yere kapatmak; (kendini bir şeye) adamak;

Âkifûn Kelimesine Kuran'dan Referanslar:

İz kale li ebıhi ve kavmihı ma hazihit teemasılülletı entüm leha akifun 21:52 Babasına ve halkına, "Kendinizi adadığınız bu heykeller de neyin nesidir," dedi.

Kalu na'büdü asnamen fe nezallü leha akifın
26:71 "Putlara tapıyoruz ve onlara kendimizi adamışız" diye cevap verdiler.

Âkifûn'un anlamı "itikâf edenler" değil "kendini bir şeye adayanlar"dır. Ayete göre herkesin itikâf için kapanacağı mescitlerde cinsel ilişki kurmayı düşünmek bile saçmalıktır ve bunun hatırlatılma gereği nedir?

Ayetin ilk kısmında kirli olmaları dışında kadınlara yaklaşılabileceği söyleniyor. Bu da demektir ki geceleyin bir İTAAT DAVRANIŞI mevcut değil ama oruç süresince (seherden akşama kadar) kadınlara yaklaşmama da başka bir İTAAT DAVRANIŞIDIR. Oruç Kitap Ehline de farz kılınmış ve akşamleyin kadınlara yaklaşmak yasaklanmıştı. Daha sonra Allah inananları affedip ve bu sınırı sadece oruç süresine çekmiştir.

ve la tübaşiruhünne ve entüm akifune fil mesacid
Ve onlara İTAAT DAVRANIŞLARINA / RİAYET HALİNE KENDİNİZİ ADAMIŞKEN yaklaşmayın.

Sure 22 Ayet 40

Ellezıne uhricu min diyarihim bi ğayri hakkın illa ey yekulu rabbünellah ve lev la defullahin nase badahüm bi badıl lehüddimet savamiu ve biyeuv ve salevatüv ve mesacidü yüzkeru fıhesmüllahi kesıra ve le yensurannellahü mey yensuruh innellahe le kaviyyün azız
22:40 Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.

Anahtar Kelimeler:

صوامع (savâmiu') : 8 ciltlik Lanes sözlüğüne göre bu kelime oruç tutmak anlamına gelen صام (sâme) kökünden geliyor ve anlamı "sıkça tutulan oruçlar", "manastır" değil!
بيع (biyeu') : sözlük anlamı "sinagoglar ve kiliseler" olarak verilmiş ama bu kelimenin tekil halinin anlamının "alışveriş, satış, pazarlık" olması garibimize gitti. Kelimenin kökü باع da "satmak, ticaret yapmak ve satın almak" anlamlarına geliyor. Sinagog ve kilise gibi yerlerin böyle bir kökün altında verilmesi çok ilginç. Kelime "alışverişler, pazarlıklar" anlamına geliyor.
هدم : altüst olmak; kırılmak; yıkılmak; parçalara ayrılmak

Hatırlatmak gerekirse çevirmenlere göre:

Salavat "bereket" anlamına geliyor (2:157),
Salavat "namaz" anlamına geliyor (2:238, 23:9),
Salavat "dualar" ve "yakarışlar" anlamına geliyor (9:99, 9:109),
Salavat "sinagoglar" anlamına geliyor (bu ayette yani 22:40).

Ayete ve çevirmenin yorumuna göre kelimenin anlamı değişiklik gösteriyor. Artı "biyeu'" sözlüklere göre hem "kiliseler" hem "sinagoglar" anlamına gelebiliyor ama hatırlarsanız 17:07inci ayette Allah, Yahudilerin düşmanlarına mescide girmeleri için (dikkat edin ayette spesifik bir mescit ismi geçmiyor) izin vermişti. Peki neden bu ayette Yahudiler için başka bir ibadet yerinin adı geçiyor? Daha da önemlisi manastırlarda Allah'ın ismi anılıyor mu? Sinegoglarda anılıyor mu? Yoksa genellikle Hz. Meryem ve Hz. İsa'nın ismi anılan kiliselerde mi anılıyor? Dininizde fırkalara bölünmeyin diyen Allah niye tüm ibadet yerlerinin ismini sayıyor ve buna zemin hazırlıyor?

22:40 Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, Allah' ın bol bol hatırlandığı SIKÇA TUTULAN ORUÇLAR, PAZARLIKLAR, BAĞLILIKLAR / YÜKÜMLÜLÜKLER ve İTAAT DAVRANIŞLARI heba olurdu. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.

DİĞER İKİ YOZLAŞMA: MESCİDİ HARAM VE MESCİDİ AKSA

"Mescidi Haram" ve "Mescidi Aksa" kelimeleri geleneksel yorumlara göre Kuran'da özel isim olarak kullanılmıştır. Ancak, bu yorumlar mezhepçiler için sorun olmaktan öteye gitmemektedir.

Örneğin, "Mescidi Aksa" diye bilinen yerin alanı Ömer Bin Hattâb'ın zamanına kadar 600 yıl boyunca çöplük alanı olarak kullanılmış ve daha sonra Ömer bu alana ağaçtan bir yapı inşa etmiştir. Arkeologlara göre Ümeyyed Halife, Abd-ül Melik-ibn-i Mervar milattan sonra 691 yılında inşaata başlamış ve El-Velid (705-715) bugün Mescidi Aksa olarak bildiğimiz yeri tamamlamıştır. Kuran' ın inişinden yıllar sonra inşa edilen bu yapı mezhepçiler için sıkıntı yarattığından olsa gerek bu kelimeyi özel isim olarak kabul etmeyip bir mescit olarak kabul edenler türedi. Kendilerini ne kadar haklı çıkarmaya çalışsalar da unuttukları şey "en uzak" anlamına gelen "El-Aksa"'nın bulunduğu konum bakımından yorumlarıyla uyuşmadığıdır.

Mescid'in anlamını artık hepimiz az çok biliyoruz bu nedenle bu kelimenin anlamını da tahmin etmek hiç de zor değil. Mescid yine "İTAAT KURUMU / DAVRANIŞI" anlamına gelirken "Haram" da hepimizin bildiği üzere "yasak" demektir. İkisi birleştiğinde şu anlam çıkar: "Yasağa itaat/saygı davranışı/yapısı/kurumu." Bu yapı da aynı mescid gibi içimizde. Biz çevirilerimizde kısaca "yasaklara riayet/itaat" anlamını kullanacağız.

Sure 2 Ayet 144, 149, 150, 191, 196 ve 217

02:144 (Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.

02:149 Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

Yukarıdaki ayette namaz kılarken Mescidi Haram'a dönün diye bir emir yok, eğer Allah bunu kastetmiş olsaydı bunu direkt olarak belirtirdi. Allah emirlerini dile getirirken kelime kıtlığına girmez. Basitçe "NEREDE OLURSANIZ OLUN NAMAZ KILARKEN MESCİDİ HARAM'A DÖNÜN" diye emredebilirdi. Allah neden bu ayette Salat kelimesini atlamış? Niye çevirmenler namaz kelimesini parantez içine eklemek zorunda kalmış? Çünkü Allah zaten o zamanlar orada bile bulunmayan fiziksel bir binadan bahsetmiyor.

KIBLE namaz için dönülen yön ve Mescidi Haram da dönülecek istikamet ise KIBLE EVLER olduğunda ne tarafa dönülecek?

Ve evhayna ila musa ve ehıyhi en tebevvea likavmiküma bi mısra büyutev vec'alu büyuteküm kıbletev ve ekıymus salah ve beşşiril mü 'minın
10:87 Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik. (Diyanet)

...evlerinizi kıble yapın/karşılıklı yapın... (Yaşar Nuri Öztürk)
...evlerinizi kıble tarafına yapın... (Elmalılı Hamdi Yazır)
...evlerinizi tapınak yapın... (Edip Yüksel)

vec'alu büyuteküm kıbleten
ve evlerinizi kıble yapın

Her ayette kıble diye çevrilen kelime "namaz kılınacak yerler" oldu! Çok ilginç!

Hz. Musa'nın kıblesi ne taraftı? Kudüs mü yoksa Mısırdaki evler mi? İsrailoğulları hangi tarafa doğru dua ettiler? Kuran'ın hiçbir yerinde, Yahudilerin ve Hristiyanların Kudüs'e doğru dua ettiklerini kanıtlayacak bir ayet yok ve müslümanların da MESCİDİ HARAM'A DOĞRU DUA ETMELERİ İÇİN BİR EMİR YOK.

Biliyorsunuz ki Mekke'de put dolu taş yapıdan başka bir mâbed yoktu.

02:150 (Evet Resulüm!) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız. (Diyanet)

Salat (çevirmenlere göre namaz) kelimesi ayette geçmiyor, bu sadece çevirmenlerin bir hüsnükuruntusu. Bunlar ayet üzerinde anlamı değiştirebilecek eklemeler yapma icazetini kimden almışlardır yoksa Allah' ın sözleri eksik midir?

02:191 Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haramda onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir.

Ayet Medine'de iniyor ve Mescidi Haram kilometrelerce uzakta. Yozlaşmış çevirilere güvenecek olursak, inananların Mescidi Haram'da savaşmaları yasak fakat eğer saldırıya uğrarlarsa savaşabilirler. Daha önce de açıkladığımız gibi Mescidi Haram daha yapılmamıştı bu nedenle Medine'deki inananların Kabe'ye girip putların önünde namaz kılarken kafirlerin saldırılarına uğrayacaklarını düşünmek mantıksızdır.

02:191 Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür ve YASAKLARA RİAYETTE sizle savaşmadıkça onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir.

YASAK AYLARDA SAVAŞMAMA EMRİNE (mescidi haram) inananlar tarafından dikkat edilmeli ancak inanmayanların savaş açması durumunda inananların kendilerini savunup saldıranları öldürme hakkı var.

02:196 Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. (Hac yolculuğu için) emin olduğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir. Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam on gündür. ( zalike li mel lem yekün ehlühu hadıril mescidil haram ) Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah'ın vereceği ceza ağırdır.

حضر (haDZır) : bulunan, hazır, mevcut; hazır, hazırlıklı; şuanki, şimdiki; katılmak; iştirak etmek; şimdiki zaman; bugün; şimdi

Bu ayet indiğinde sadece Kabe denilen taş yapı mevcuttu, Mescidi Haram diye bir cami yoktu.

...Bu söylenenler, ailesi YASAKLARA RİAYETTE BULUNMAYANLAR içindir...

02:143 İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resulün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.

Muhammed, Mekke'den hicret ettikten sonra Allah YASAKLARA RİAYET KURUMUNU belirledi ve bu Peygamberi izleyenler için bir test niteliğindeydi. Bu kısıtlamalara hazır olmayan inananlar oldu ve yalnızca Allah tarafından rehberlik edilen kişiler bunları hemen kabul etti.

Yes'eluneke aniş şehril harami kıtalin fıh* kul kıtalün fıhi kebır* ve saddün an sebılillahi ve küfram bihı vel mescidil harami ve ıhracü ehlihı minhü ekberu ındellah* vel fitnetü ekberu minel katl* ve la yezalune yükatiluneküm hatta yerudduküm an dıniküm inisteta* ve mey yertedid minküm an dınihı fe yemüt ve hüve kafirun fe ülaike habitat a'malühüm fid dünya vel ahırah* ve ülaike ashabün nar* hüm fıha halidun
02:217 Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah'ı inkâr etmek, Mes-cid-i Haram'ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar.

Yes'eluneke aniş şehril harami
Sana yasak ayı soruyorlar
kıtalin fıh
İçinde savaşmayı / öldürmeye çalışmayı (yasak ay; avlanma yasağı olan kavuran dolunay ayıdır. )
kul kıtalün fıhi kebır
De ki onda savaşmak / öldürmeye çalışmak büyük (bir günahtır)
ve saddün an sebılillahi
Ve Allah' ın yolundan uzak tutmak
ve küfram bihı
Ve ona inanmamak (Allah' ın yoluna)
vel mescidil harami
Ve Mescidi Haram
ve ıhracü ehlihı
Ve (onun) insanlarını çıkarmak
minhü
ondan
ekberu ındellah
Allah katında daha büyük (bir günah)tır.
vel fitnetü ekberu minel katl
Ve fitne de öldürmekten büyük (bir günah)tır.

Mescidi Haram'da kalan insanlar kimlerdir? İlk ne zaman inananlar Mescidi Haram'dan çıkartılmıştır? İnsanları evlerinden, yurtlarından çıkarmak mümkündür fakat kişiyi ORALIKTA BİR TANE MESCİT BİLE YOKKEN onun içinden çıkarmak nedir?

Diyanet'e göre:
VE KÜFRAM Bİ Hİ: Ve Allah'ı inkar etmek

Bu çeviri doğru mudur? Doğrusu "Allah'ı inkar etmek" mi olacak yoksa "onu inkar etmek" mi? Cümlenin öznesi Allah' ın yolu ve mescidi haram olduğu için "onu inkar etmek" ALLAH'IN YOLUNU VE MESCİDİ HARAMI İNKAR ETMEKTİR. Orada bile olmayan bir mescidi inkar etmek mümkün müdür? Bir mescidi inkar etmek günah olabilir mi?

Doğru çeviri şöyle olmalı:

02:217 Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, ONU (ALLAH YOLUNU) ve HARAMLARA İTAATİ inkar etmek ve ONDAN (ALLAH'IN YOLU VE HARAMLARA İTAATTEN) insanları çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır.

Sure 5 Ayet 2

05:01 Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken ( ENTÜM HURUM ) avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.

05:02 Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.

Çevirmenler yine orijinal metinden sapıp ateşle oynuyorlar.

أنتم (entüm) : (çoğul) siz
حرم (hurum) : yasak, yasaklanmış; kutsal; saygıdeğer

Kurandan Referanslar:

09:05 Haram (YASAK) aylar ( EŞHÜRUL HURUM ) çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir.

09:36 Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram ( HURUM ) aylarıdır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir.

Çevirmenlere göre Kuran'ın her yerinde yasak olarak tercüme edilen kelime Mâide Suresinde ihram oluyor. Önemli bir nokta ise "ihram" kelimesinin türevi haram değildir ve bu kelime Kuran'nın hiçbir yerinde geçmez, bu da çevirmenlerin bir fantazisidir.

Ayet sanılanın aksine Hac ve Ümre'den değil AVLANMADAN bahsediyor. Hacca gidenler Mekke'nin çöllerinde avlanacak değiller zaten.

Allah ve Peygamber düşmanları, Arap olmayanlara idollerini ziyaret ettirip taptırabilmek için birkaç kelimenin daha anlamıyla oynamış, işte bunlardan birkaçı...

Diğer Anahtar Kelimeler:

هدى (heda) : rehber olmak, yolu göstermek, doğru yolu izlemek; doğru yolda (giden); davranış şekli/tarzı/üslubu; hediye; bağış, adak, kurban

"Hedi'" kelimesinin rehber ve hediye gibi yananlamları vardır. Örneğin 27:35-36. ayetlerdeki "hediyet" kelimesi Türkçe'deki gibi bir hediyeyi anlatır. 5:95 ve 97. ayetlere bakarsak kurban anlamının bağlama uymadığı görülecektir. Kuran'da kurban bayramı diye birşeye rastlanmaz, bu "bayram" da çoğu şey gibi muhtemelen daha sonra Arap putperestlerinin etkisiyle İslam'a girmiştir. Şu ayet buna bir örnektir:

06:136 Allah'ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah'a pay ayırıp zanlarınca, bu Allah'a, bu da ortaklarımıza (putlarımıza) dediler. ORTAKLARI için ayrılan Allah'a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar?

Kabe diye anılan put için kurban edilen hayvanlar maalesef Allah'a ulaşmıyor...

قلائد (kalaid) (çoğul) kökü قلد : birşeyi, ipi, kolyeyi, yakayı, bileziği çevirdi/bürktü; deri parçası; sandal; sulanmış toprak; başkan veya yönetim büroları; otorite; emir verme şekli; bir şey zorla kabul ettirmek; yönetim

"Kalaid" kelimesi geleneksel olarak gerdanlık diye çevrilse de onun türevi "mekalid" kelimesi 39:63 ve 42:12 ayetlerinde "mutlak hakimiyet" anlamlarında kullanılmıştır. Yine bu kökten türeyen "tekalid" kelimesi de davranışlarımızı kontrol eden gelenekler anlamına gelir. Geleneksel çevirilere başvuranların gözüne çarpması gereken en tuhaf nokta ise; Allah'ın hayvanların gerdanlıklara saygı gösterilmesini istemesidir! Ayet açıkça yabani hayvan avlarken dikkat edilecek kısıtlamaları belirtiyor. Eğer kanun "üreme mevsiminde dağ keçisi avlama" diyorsa avlanmayacak, hepsi bu.

Ya eyyühellezıne amenu la tühıllu şeairallahi (1) ve leş şehral harame ve lel hedye ve lel kalaide ve la ammınel beytel harame (2) yebteğune fadlem mir rabbihim (3) ve rıdvana ve iza haleltüm fastadu (4) ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin en sadduküm anil mescidil harami (5) en ta'tedu ve teavenu alel birri vet takva ve la teavenu alel ismi vel udvani vettekullah innellahe şedıdül ıkab (6)
05:02 Ey iman edenler! Allah' ın emirlerine (1) ve yasak aya, yönergeye, otoritelere ve yasak kurumuna yönelenlere saygısızlık etmeyin (2) Rablerinin lütuf ve rızasını ararken (3). Size helal olduklarında avlanabilirsiniz (4). Sizi YASAKLARA RİAYETTEN alıkoymak isteyen bir kavmin düşmanlığı sizi suça sürüklemesin (5) ve saldırmayın, iyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir (6).

8:34, 22:25 ve 48:25

Ve ma lehüm ella yüazzibehümüllahü ve hüm YESUDDUNE ANİL MESCİDİL HARAMİ ve ma kanu evliyaeh in evliyaühu illel müttekune ve lakinne ekserahüm la ya'lemun
08:34 Onlar Mescid-i Haram'ın mütevellileri olmadıkları halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın mütevellîleri takvâ sahiplerinden başkaları değildir. Fakat onların çoğu bunu bilmez.

22:25 İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ( YESEDDUNE AN SEBİLLAHİ ) ve -yerli, taşralı-bütün insanlara eşit (kıble veya mâbed) kıldığımız Mescid-i Harâm'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.

48:25 Onlar, inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram'ı ziyaretinizi ( SADDUKÜM ANİL MESCİDİL HARAMİ ) ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını menedenlerdir. Eğer (Mekke'de) kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınları bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.

صد (sadde) : defetmek, savmak, kovmak; geri püskürtmek; savuşturmak; (birşeyden) uzak durmak; uzak tutmak

Yukarıdaki ayetlerdeki yozlaşma dikkatlice incelenirse hemen göze çarpıyor. Çevirmenlere göre:

YESEDDUNE ANİL MESCİDİL HARAM: (müminleri) mescidi haram'dan defediyorlar.
YESEDDUNE AN SEBİLLAHİ: Allah'ın yolundan (insanları) alıkoyuyorlar.
SADDU-KÜM ANİL MESCİDİL HARAM: sizin mescidi haram ziyaretinizi (orijinal metinde ziyaret kelimesi geçmiyor) menediyorlar.

Çevirmenler; inanmayanların, müslümanları bir bina olarak düşündükleri mescidi haram'dan alıkoyduklarını kanıtlamak için PARANTEZ İÇİNE müminler ve insanlar gibi kafalarına göre kelimeler eklemişler. Kelimenin anlamına bakarsak ilk iki ayet için "uzak durmak" fiilinin daha uygun olduğunu görebiliriz. Allah mescidi haram'dan (yasağa itaat kurumundan) kaçanları cezalandıracaktır.

8:34 Allah onlara YASAKLARA İTAATTEN KAÇTIKLARI için niye azap etmesin ve onlar hiç onu hiç korumadılar! Onun koruyucuları takva sahipleridir ama çoğu bilmez.

İnnellezıne keferu ve yesuddune an sebılillahi vel mescidil haramillezı cealnahü lin nasi sevaenil akifü fıhi vel bad ve mey yüridfıhi bi ilhadim bi zulmin nüzıkhü min azabin elım

* Akif daha öncede gördüğümüz gibi bir yerde kalan ve kendini bir şeye adayan anlamlarına gelir.

22:25 Onlar inkâr edenler, Allah yolundan ve tüm insanlık için koyduğumuz YASAKLARA İTAATTEN kaçanlardır. Ona kendini adayanla onu ziyaret eden eşittir ve ONUN İÇİNDE (FİHİ) kim zulm ile taşkınlık yaparsa ona acıklı bir azap tattırırız.

Bir kişi mescidin içinde nasıl zulm veya taşkınlık yapabilir?

48:25 Onlar sizi (savaşma konusunda çünkü önceki ayetler savaş hakkında) YASAKLARA İTAATTEN alıkoyan ve BAĞIŞLARINIZIN yerine ulaşmasını engelleyenlerdir. Ve tanımadığın inanan kadın ve erkekler olmasa ve onları bilmeden incitip kendinizi üzme ihtimali olmasaydı. Allah dilediklerine rahmet eder. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.

Sure 9 Ayet 1-7 Arası

09:01-07 Allah ve Resulünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar! (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve perişan) edecektir. Hacc-ı ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resulünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. (Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir azabı müjdele! Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma şartlarına uyan) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız. Allah (haksızlıktan) sakınanları sever. Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir. Ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah'ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu (müsamaha), onların, bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır. Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah ve Resûlü yanında nasıl (muteber) bir ahdi olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah (ahdi bozmaktan) sakınanları sever. (Diyanet)

09:07 Keyfe yekunü lil müşrikıne ahdün ındellahi ve ınde rasulihı illellezıne ahettüm ındel mescidil haram fe mestekamu leküm festekıymu lehüm innellahe yühıbbül mütekeyın

عند (inde) : burada; ile; vasıtasıyla; nezdinde; yanında, yakınında; (-in) huzurunda; hakkında; -den, -dan;

Eğer "inde" kelimesini yakınında olarak alırsak "Allah ve resulü yakınında" yapılan antlaşma ne demektir?

...Allah ve Resûlü yanında nasıl (muteber) bir ahdi olabilir... (Diyanet)
...Allah katında, onun resulü katında ahitleri nasıl olabilir... (Yaşar Nuri Öztürk)
...Allah katında peygamber yanında bir antlaşması nasıl olabilir?... (Elmalılı Hamdi Yazır)
...ALLAH ve elçisi yanında nasıl bir anlaşması olabilir ki... (Edip Yüksel)

Yapılan bu antlaşma yasak aylarda savaşmama üzerineydi ve inananların, antlaşmayı süresi bitene kadar tamamlamaları isteniyordu. Yasak aylar bitince akdi bozanlara saldırılacak ve bu kişiler tövbe edip antlaşmaya bağlı kalmaya devam edene kadar savaşılacaktı.

09:07 Müşriklerin Allah ve elçisi İLE nasıl bir anlaşması olabilir ki? YASAKLARA İTAAT HAKKINDA antlaşma yaptıklarınız hariç...

Sure 9 Ayet 19

09:19 (Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

Ayet Medine'de iniyor ve Diyanet müşriklere hitap ettiğini düşünse de aslında Medine inananlarına hitap ediyor. Bu dönemde Mescidi Haram yoktu, sadece taş yapı olan Kabe vardı.

09:19 Hacıları ve YASAKLARA İTAAT YAPISINI sulamayı Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda mücadele edenler ile bir mi tutuyorsunuz...

Hacıları ve YASAKLARA İTAAT YAPISINI sulayanlar (canlandıran, hayat verenler) Allah yolunda mücadele edenlerle bir değildir. Yani yasaklara itaat etmek de bir yerde yeterli değildir. Allaha iman ve onun için mücadele gibi zorlu bir şeye tabi olmayı göze almak daha yücedir. Bu yüzden sadece bir şeylerden kaçınarak değil aynı zamanda da elimizden gelenin fazlasını yapmaya çalışarak imanımızı dışa vurmalıyız...

09:20 İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.

Sure 9 Ayet 28

09:28 Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.

Müşriklerin antlaşmalara pek bağlı kalmamalarından bir daha onlarla YASAKLARA İTAAT konusunda antlaşma yapmaları yasaklanmış. Bu da doğal olarak yapılan ticareti önemli ölçüde düşürecekti ve fakirlik boy gösterecekti.

Ayetteki mescidi haram'ı bir yapı olarak alırsak şöyle bir ikilem çıkıyor ortaya. Geleneksel görüşe göre Mescidi Haram ve Beytil Haram aynı şeyler değil. Mescidi Haram Kabe'yi çevreleyen araziyken Beytil Haram da siyah put Kâbe.

Yukarıdaki ayette ise müşriklerin Mescidi Haram'a yaklaşmaları yasaklanmış ama Kuran'a göre ise Beytil Haram'da böyle bir kısıtlama yok ve tüm insanlığa açık (22:25). Bu da geleneksel çevirilerin mantık hatasını tekrar gözler önüne seriyor.

Sure 17 Ayet 10

Sübhanellezı esra bi abdihı leylem minel mescidil harami ilel mescidil aksallezı barakna havlehu li nüriyehu min ayatina innehu hüves semıul besıyr
17:01 Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

Ayet indiğinde ne Mescidi Haram ne Mescidi Aksa yapılmamıştı. Ayet yine Arap dinine uyması için yozlaştırılmış.

HAVLE HU (erkek veya eril nesneler için) onun etrafını; etrafında 2:17 26:25/34
HAVLE HA (kadın veya dişi nesneler için) onun etrafını; etrafında 6:92
HAVLE KÜM sizin etrafınızı; etrafınızda 9:101
HAVLE HÜM onların etrafında; etraflarında 9:120

Ayette ayakla yapılan bir yolculuk değil ruhsal bir yolculuk anlatılıyor. HARAMLARA İTAATTEN EN UZAK İTAATE götürülen bir kul. Bu kulun da Diyanet'in olmasını istediği gibi Hz. Muhammed değil, Hz. Musa olma ihtimali çok yüksek çünkü tüm sure İsrailoğullarından bahsediyor ve hemen 2. sure de Hz. Musa'dan.

17:01 Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye ÇEVRESİNİ KUTLU KILDIĞIMIZ (Musa) kulunu HARAMLARA İTAATTEN, EN UZAK İTAATE götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

Sure 48 Ayet 27

48:24 O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı görendir...

Le kad sadekallahü rasulehür ru'ya bil hakk le tedhulünnel mescidel harame in şaellahü aminıne muhallikıyne ruuseküm ve mükassıriyne la tehafun fe alime ma lem ta'lemu fe ceale min duni zalike fethan karıba
48:27 Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.

muhallikin kökü حلق : traş olmak; traş etmek; (birinin saçını) kesmek; küpe; boğaz; uçmak, yükselmek; kalkmak; tırmanmak
mükassırin kökü قصر : kısalmak; az gücü ya da hiç gücü kalmamak; yetmemek; durmak; kesilmek; kırpmak; önlemek

48:27 Ve Allah elçisinin rüyasını gerçekleştirdi: Allah dilerse HARAMA İTAATE (savaş olmaması için antlaşma yapacaksınız) gireceksiniz; güvenli, başınız dik (kalkmış vaziyette), (sayınız) azalmış ve korkusuz (bir şekilde). Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.

Ordular zafer kazandığında askerler saçları kazınmış bir şekilde şehre girmiyorlar, gururla kalkan başlarıyla giriyorlar.

MİHRAP NEDİR NE DEĞİLDİR?

Türk Dil Kurumunun sözlüğüne göre mihrap şu manaya geliyor: "Cami, mescit vb. yerlerde Kâbe yönünü gösteren, duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer." Klasik Arapça sözlüklere baktığımızda ise bu anlamın yanında çok farklı anlamlar da görüyoruz, bunlar:

محراب (mihrâb) : evin üst ucu; bir yerdeki ilk koltuk; saray; özel daire; sinagog; kale; oda

Kuran'a baktığımızda ise bu kelimelerden tüm ayetler için en uygun seçimin "daire" olacağı görülür...

03:38 Zekeriyya orada Rabbine yakarmıştı: "Rabbim, demişti, katından bana tertemiz bir soy bağışla. Sen yakarışı en iyi duyansın (inneke semıud duA)."

03:39 Zekeriyya mihrapta durmuş namaz kılarken (kaimun yusalli), melekler ona şöyle çağırmıştı: "Allah sana, Allah'tan bir kelimeyi doğrulayıcı bir efendi; nefsine egemen bir benlik, hayır ve barışı sevenlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeliyor."

İkinci ayette Zekeriya farklı birşey yapmıyor, Allah'a duasıyla bağlanırken (yusalli) melekler geliyor. Duadan sonra ayakta (kaimun) kıldığı namazında değil!

03:40 Zekeriyya: "Ey Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısır iken, benim nasıl bir oğlum olur?" dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle, Allah ne dilerse yapar."

Otuz sekizinci ayetten okumaya başladığımızda Zekeriya'nın bir çocuk için yalvardığını görürüz. Garip olan şey ise biz duayı namazdan sonra ederken yukarıdaki ayette Zekeriya namaz kılmadan önce Allah'a çocuk için yalvarıyor! Buradan anlıyoruz ki melekler Zekeriya'nın namazında değil Allah'a dua ile bağlanırken gelmişler.

Mihrap' ın özel daire anlamına geldiği şu ayetten de kolayca anlaşılabilir:

Fe tekabbeleha rabbüha bi kabulin haseniv ve embeteha nebaten hasenev ve keffeleha zekeriyya* küllema dehale aleyha zekeriyyel mıhrabe vecede ındeha rizka* kale ya meryemü enna leki haza* kalet hüve min ındillah* innellaheyerzüku meyyeşaü bi ğayri hısab
03:37 Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?" der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, derdi. (Diyanet'in çevirisi. Çeviride mihrâp yerine mâbed kelimesi kullanılmış!)

... Zekeriyya, mihrapta onun yanına her girdiğinde, orada bir rızık bulur ve... (Yaşar Nuri Öztürk)
... Zekeriyya, onun yanına mihraba her girdikçe yeni bir yiyecek bulur ve... (Elmalılı Hamdi Yazır)
... Zekeriya, tapınakta onun yanına her girişinde yanında yiyecekler bulurdu... (Edip Yüksel)

Yine tüm çevirmenler birbiriyle çelişiyor.

Doğru çeviri şu şekil olmalı:
... Zekeriya onun yanına, DAİREYE her girdiğinde yanında yiyecekler bulur ve...