Hac, geleneksel inanca göre her zengin müslümanın yapması gereken farzlardan biridir. Yine geleneğe göre bu yolculuk Arap topraklarında Mekke adında bir şehire yapılmalıdır. Ne acıdır ki Kur'an'da bu kelime bir kere geçmektedir ve burada da kök anlamı olan "yıkım" anlamı cümle içinde daha uygun düşmektedir.

"İslam'ın 5 şartından" biri kabul edilen ve bu kadar önem arz eden bu şehirin üzerinde neden Kur'an hiç durmamıştır? Peki Allah kendisi için bir yapı yapmamızı, bunun etrafında bilinçsizce dönmemizi gerçekten emretti mi? Şimdilerde belki her kesim için kolay olan bu yolculuğu peygamber zamanındaki elit kesim nasıl gerçekleştirmişti? Develer ile mi?

Oysa Kur'an'a göre Hac, peygamberin zamanında bilinen bir hükümdü. Ehli Kitap onun ne olduğunu ve hangi aylarda gerçekleştirildiğini gayet iyi biliyordu (2:197). Ne kadar tahrif edilmiş olsalar da bu kitaplarda bugün müslümanların uyguladığı anlamda "özel bir tapınağı ziyaret etmek, etrafında dönmek, şeytan taşlamak" gibi birşeye rastlanmaz. Aynı kelimeyle (Hag olarak) rastlanılan şey ise bir ziyaret değil; ziyafet / şölendir.

Mezmurlar:
2 Çalgıya başlayın, tef çalın, Tatlı sesli lir ve çenk çınlatın.
3 Yeni Ay'da, dolunayda,
Boru çalın bayram günümüzde.

Blow the trumpet at the new moon, At the full moon, on our feast (Hag) day.

Şimdi Kur'an'a bakıp geleneksel haccın Kur'an'la örtüşüp örtüşmediğine bakacağız.

KUR'AN'DA "HAC"

İbrahim peygamberin monoteist sistemdeki önemi büyüktür. Kuran'a göre İbrahim doğmatik inançlarla yüzleştiğinde sağduyusunu kullanmıştır. Babasını puta taparken gördüğünde buna bir anlam getirememiş, halkı onu tehdit ettiğinde şunları söylemiştir:

37:95-96 İbrahim dedi: "Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysaki sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır."

Kuran İbrahim'in nerede doğup yaşadığından bahsetmez yalnızca Tevrat ve İncil'in ondan yüzyıllar sonra indiğini söyler. Kesin bildiğimiz bir şey varsa o da İbrahim peygamberin hiçbir zaman Mekke diye bir şehirde bulunmadığıdır. Kuran Araplar'a Muhammed'den önce peygamber gönderilmediğini doğrular (33:44). Araplara göre Kâbe'yi de inşa eden İbrahim'dir ve bunu uydurdukları peri masalları ve bu masallara uyan çevirileriyle desteklemektedirler. Unuttukları şey İbrahim'in, Allah tarafından kendisine bir ev inşa etmesi için gönderilen bir işçi değil; gördüğü yerde putları yıkan bir peygamber olduğudur.

LÜGATLARDA HAC

حج : belli bir hedefe niyet etmek; nişan almak; üzerine almak; tartışmak; tartışmada birini kanıt ve delillerle yenmek; hacca gitmek

Kuran'dan Referanslar:

E lem tera ilellezı hacce ibrahıme fı rabbihı
02:258 Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi!

Fe in haccuke...
03:20 Eğer seninle tartışırlarsa...

Fe me hacceke fıhi
03:61 Kim seninle bunun hakkında tartışırsa...

DAVET KİME?

Ve ezzin fin nasi BİL HACCİ ye'tuke ricalev ve ala külli damiriyye'tıne min külli feccin amıyk
İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. (Hac Suresi 27. Ayet)

İnsanlar içinde haccı ilan et ki... (Yaşar Nuri Öztürk)
Bütün insanlar içinde haccı ilan et ki... (Elmalılı Hamdi Yazır)
İnsanlara Hac ziyaretini ilan et... (Edip Yüksel)

أذن (ezzene) : bildirdi, ilan etti; çağırdı

Ayette "bi" (ile) kelimesi atlanmış! "Bil hacci", "hac ile" demektir.

Görüldüğü gibi çağrı sadece ZENGİN MÜSLÜMANLARA değil bütün insanlığa. Hac / tartışma ile birşeyin ilan edilmesi isteniyor. Bir önceki ayet bunun ne olduğunu belirtiyor:

22:26 Ve İbrahim için SİSTEMİN KONUMUNU saptamıştık: "Bana bir şeyi ortak koşma; ziyaret edenler (sistemi bulanlar), sebat edenler (bakınız sayfa 33), tevazu gösterip itaat edenler için SİSTEMİ temiz tut.

Sistemi insanlığa bildirecekti.

Gidilecek bir bina, yapı benzeri bir şey yok ayette. "SANA gelsinler" diyor, bu mümkün mü? Mekke'ye müslümanlar Hz. İbrahim için mi gitmektedir? Burada İBRAHİM'in inanç sistemine yolculuktan bahsediyor.

Bir sonraki ayet tartışmanın / müzakerenin gayesine açıklık getiriyor:

22:28-29 Ta ki kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah'ın ismini ansınlar. Artık ondan hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin. Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler.

Bu toplanma / konferansın amacı hem deliller getirerek karşıdakine beyt'i (Allah'ın sistemini) anlatmak ve ziyafet şeklinde yemek verip bunları yerken Allah'ı anmak, fakirleri doyrmak ve görevlerimizi yerine getirmektir. Bu ayet İbrahim'e hitap ettiğiden bahsedilen "eski ev"in 3:96ıncı ayette ev olduğunu çıkarabiliriz. Hatırlarsanız bu "ev" İbrahim ve İsmail tarafından tamamlanmıştı (2:127).

22:28-29 Kendileri için yararlarını görsünler ve Allah'ın ismini onları rızıklandırdığı hayvanlar üzerine ansınlar. Ondan yiyin ve düşmüşe, fakire yedirin. Sonra yeminlerini gerçekleştirsinler ve eski SİSTEMİ ziyaret etsinler.

22:30, 31 ve 32. ayetler TARTIŞMANIN en önemli kısmına dikkat çekiyor, yasaklara itaat:

22:30 Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.

22:31 Kendisine ortak koşmaksızın Allah'ın hanifleri (O'nun birliğini tanıyan müminler olun). Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.

22:32 Durum öyledir. Her kim Allah'ın hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.

22:33 ayeti yine Allah'ın hükümlerinden bahsediyor:

22:33 Onlarda sizin için belirlenmiş olan süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların varacakları yer, Eski Ev'dir..

Bir sonraki ayet ise her ümmet için belirlenen ibadet biçimini anlatıyor, bu da ESKİ SİSTEM kelimesini açıklığa kavuşturuyor:

22:34 Biz, her ümmete onları rızıklandırdığımız şeyler üstüne Allah' ın ismini anmalarını ibadet şekli kıldık /yaptık. Şimdi, İlâhınız, bir tekİlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!

BEYT SİSTEM'DİR!

Kuran'da 3 yerde geçen kâbe kelimesine gelmeden önce Kuran'da bir kanıt bulunmamasına rağmen mezhepcilere göre kâbe ile aynı anlama gelen "ev" (beyt) kelimesini inceleyelim.

Ve iz cealnel beyte mesabetel (1) lin nasi ve emna* vettehızu mim mekami (2) ibrahıme müsalla* ve ahidna ila ibrahıme ve ismaıyle en tahhira veytiye lit taifıne (3) vel akifıne ver rukkeıs sücud
02:125 Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahali (1) ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamından (2) bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler (3), ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik. (Diyanet)

"Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin" bu cümleye itimat kazandırmak için Araplar bakırdan yaptıkları ayak izini Kâbe denen putlarının yanına koymuşlardır. Bu zanlarınca İbrahim'in namaz için konumunu temsil eder. Bunu iddia eden İslam alimleri peşinden gittikleri Arap dininin çok önemli bir çelişkisini daha farkedemeyecek kadar körleşmiştir:

03:96 Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir. Orada (FİHİ) apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir. (Diyanet)


                                        İbrahim'in makamı!

İbrahim'in makamı Kâbe'nin içinde (Fİ) değil, dışındadır.

03:96-97 Alemler için bereket ve yol gösterici olarak kurulan ilk SİSTEM Bekke'dedir. ONUN İÇİNDE (FİHİ) apaçık ayetler (MUCİZELER), İbrahim 'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Ona gidebilenin O SİSTEMİ TARTIŞMASI (HİCCUL BEYT) Allah'ın üzerine bir haktır. Kim inkar ederse, Allah alemlerden müstağnidir.

Şimdi ayette (2:125) geçen kelimelere bakalım ve bir de ayeti biz tercüme etmeyi deneyelim.

مثانة : toplanma yeri; girilip ödül ( ثواب ) alınan yer (1)
مقام : duruş, tutum; yer, mevki, konum (2)
طوف : gitme, yürüme fiili, etrafında yürüme veya çevresinde gezinmek; kuşatmak çevrelemek, kuşatmak; ona geldi; rastlamak, bulmak; ziyaret, ziyaret etmek; yaklaşmak (3)

02:125 Ve biz sistemi (evi) insanlar için bir kazanç/ödül yeri ve güvenli bir yer kıldık. Ve (Rabbine) bağlı / kendini adayan İbrahim 'in makamından bir yer edinin. İbrahim ve İsmail'e "Sistemimi (evimi) ziyaret edenler, sadık kişiler ve boyun eğip itaat edenler için temiz tutacaksınız" diye emretmiştik.

Kendine bile faydası olmayan Mekke'deki kübik yapının insanlar için güvenli bir yer olduğu düşünülemez. Bu güvence ancak beyt kelimesi mecazi olarak düşünülürse anlaşılır. Allah'ın sistemine girenler güvene kavuşacaklardır.

Bu ayetten iki ayet sonra tekrar aldatmacalara tanık oluyoruz:

Ve iz yerfeu ibrahımül kavaıde minel beyti ve ismaıyl* rabbena tekabbel minna* inneke entes semıul alım
02:127 Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı: Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.

Gördüğünüz gibi cümlenin anlamını tamamen değiştirebilecek olan "min" (-den, -dan) kelimesi çevrilmemiş. 2:127'yi parçalarına bölersek:

Ve iz yerfeu (ve yükselttiğinde) ibrahımül kavaıde (İbrahim temelleri) minel beyti (sistemDEN) ve ismaıyl (İsmail ile)...

124. ayetten okumaya başlandığından bu çevirinin daha mantıklı olduğu görülecektir. Bu evi gerçek anlamında kabul edersek şöyle bir soru çıkar karşımıza: "İbrahim zaten orada olan evin TEMELLERİNİ nasıl yükseltmiştir?

İbrahim'in konumunun ne olduğunu anlamamız için bir de 22:26 ayetini inceleyelim:

Ve iz bevve'na li ibrahıme mekanel beyti el la tüşrk bı şey'ev ve tahhir beytiye littaifıne vel kaimıne ver rukkeıs sücud
22:26 Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini (MEKANEL BEYTİ) hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler (TAİFİNE), ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. (Diyanet)

22:26 Ve İbrahim için SİSTEMİN KONUMUNU saptamıştık: "Bana bir şeyi ortak koşma; ziyaret edenler (sistemi bulanlar), sebat edenler, tevazu gösterip itaat edenler için SİSTEMİ temiz tut.

Bizim İbrahim'den almamız gereken makam çok güzel bir şekilde açıklanmış: "Allah'a şirk koşmamak." İbrahim'in ve BİZİM temiz tutmamız gereken sistem, şu an putperest Arapların inançlarının karıştırıldığı Allah' ın hakiki mesajıdır.

Şimdi kısaca beyt kelimesinin kullanıldığı diğer ayetlere bir göz atalım..

Sure 8 Ayet 2 ve 6 Arası

Kema ahraceke rabbüke mim beytike bil hakkı ve inne ferıkam minel mü 'minıne le karihun
08:02-06 Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır. (Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir. Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı. (Diyanet)

Ayetleri baştan okursak kendisine vahiy ulaştıktan sonra Peygamberin evinden değil içinde bulunduğu inanç sisteminden çıkarıldığını görebiliriz.

08:02-06 Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar BAÐLILIÐI GERÇEKLEŞTİREN / KORUYAN ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır. Rabbin seni HAK İLE (KURAN İLE) İNANÇ SİSTEMİNDEN çıkardı, Müminlerden bir gurup bundan nefret etti. HAK ONLARA GÖSTERİLDİKTEN sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlar.

Sure 33 Ayet 33

33:33 Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

Ayet Peygamberin hanımlarına hitap ediyor (33:32). Peygamberin hanımları sistemin kirli (bilgisiz) insanları olduğundan Allah onları arındırmak istiyor.

33:33 Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. BAÐLILIÐI GERÇEKLEŞTİRİN / KORUYUN, ARINMA GÖSTERİN, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Ey SİSTEMİN EHLİ! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

Allah'ın Kâbe denen tapınakta sürekli kalan insanlara sesleniyor olamayacağı açık.

Sure 14 Ayet 37

Ayetteki beyt kelimesi sanki gerçek anlamında kullanılmış gibi görünse de dikkatli bir göz ve Allah' ın taştan bir yapıya ihtiyacı olmayacağını anlayacak kadar bir muhakeme gücü ayeti çözmede işe yarayacaktır.

14:36 "Çünkü, onlar (putlar), insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular, Rabbim. Şimdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin."

* Bu arada bazı ayetlerde geçen "resule uyun" gibi bu ayette de "uyun, izleyin" manasına gelen (tebia) fiili kullanılıyor. İbrahim peygambere nasıl uyacağız? Neden onun da hadislerini aramıyoruz? 60. sure 4. ayette o da bize örnek olarak gösteriliyor? Neden sünnetini izleyip her hareketini taklit etmeye çalışmıyoruz? Kuran bize peygamberler arasında ayrım yapmayın diye öğütlemiyor mu?

Rabbena innı eskentü min zürriyyetı bi vadin ğayri zı zer'ın ınde beytikel muharrami rabbena li yükıymus salate fec'al ef'idetem minen nasi tehvı ileyhim verzukhüm mines semerati leallehüm yeşkürun
14:37 "Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler." (Diyanet)

عند (inde) : burada; ile; vasıtasıyla; nezdinde; yanında, yakınında; (-in) huzurunda; hakkında; -den, -dan;
محرم (muharram) : yasak; kutsal

İNDE BEYTİKEL MUHARRAM: Yasak / kutsal evinin yanında

İnsanlar için yapılan "ev" (5:197 ve 2:125) şimdi yasak bir ev oldu (beytikel muharram'ı özel isim olarak düşünmek için geçerli bir nedenimiz yok) ve İbrahim peygamber zürriyetinden bazılarını buraya yerleştirebildi.

14:37 Rabbimiz, neslimden bir kısmını bağlılığı gerçekleştirmeleri / korumaları için KUTSAL SİSTEMİN İLE (BUNU AKILLARINA KAZIYARAK) işlenmemiş bir vadiye yerleştirdim. Bu nedenle insanların gönüllerini, ONLARA (NESLİME) meylettir ve onlara meyvelerden rızık ver ki şükretsinler.

Sure 71 Ayet 28

71:28 "Rabbim! Beni, anne-babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri ve inanmış kadınları affet! Zalimlerin de sadece helâk ve perişanlığını artır!"

Ayette gördüğümüz gibi Nuh'un zamanında iki (veya daha çok) SİSTEM mevcuttu ve ayette Nuh, kendi ile aynı inanç sistemini paylaşanların affedilmesi için Allah'a yakarıyor. Bunu da sular altında bulunan "ev"inde değil, kendi yaptığı gemisinde yapıyor.

Sure 52 Ayet 4

Vel beytil ma'mur
52:04 Sık sık ziyaret edilen Eve (Kabe'ye)...

عمر : ikamet etmek, içinde kalmak; tamir etmek, imar etmek; yaşanabilir yapmak; (bir yeri) iskân etmek; dini bir ziyaret yapmak

Ma'mur kelimesi de bu kökün edilgen halidir. Ev ziyaret edilmiyor, inananlarca dolduruluyor.

52:04 İskan edilen / içi doldurulan SİSTEME
52:05 Yükseltilmiş tavana, (GÖKYÜZÜNE)
52:06 Kaynayan denize...

İSLAM ÖNCESİ KAYNAKLARDA MEKKE DİYE BİR YER GEÇMEZ

Tüm tarihi kanıtlar (cahiliye şiirleri, yazılı belgeler, vb...) islam öncesi dönemde Mekke diye bir şehrin bulunmadığını göstermektedir. Vahiyden önce Mekke adında bir şehir olduğuna dair arkeolojik delil yoktur ve Kuran'da bu kelime topu topu bir kere tezahür eder. Kuran'daki kullanımına baktığımızda kelimenin çevirmenlerin sandığı gibi özel bir isim olmadığı görülecektir:

مكة : emme; içine çekmek, absorbe etmek; yıkım, yıkma, yok etme; azalma, kaybolma;

48:24 O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, YIKIMIN İÇİNDE onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı görendir.

KABE VE O DÖNEMLERDEKİ PUTPERESTLİK

02:08-09 İnsanlar içinden bazıları vardır, "Allah'a ve âhiret gününe inandık" derler ama onlar inanmış değillerdir. Allah'ı ve inanmış olanları aldatma yoluna giderler. Gerçekte ise onlar öz benliklerinden başkasını aldatmıyorlar. Ne var ki, bunun farkında olamıyorlar.

Araplar, Arap olmayan müslümanları kandırarak küp şeklindeki putlarına taptırmayı başarmışlardır. Arabistan'ın çoğu yerinde Mekke'deki Kabe'den daha büyük bir çok kübik yapıya rastlamak mümkün. Bu tapınakların çoğunun üzerinde "Zu Eş-Şera" yazısı bulunur. Bunların bazıları ise şu anda Kabe'nin üstünü örten "kisve" gibi bir takım örtülerle kaplanmış görünümündedir.

"Zu Eş-Şera" (Dağın Tanrısı), Nabatiler'in başkentleri olan Petra'da tapılan tanrının adıydı. Bu tanrı, yaklaşık 1.2 metre boyunda ve 61 santim ene sahip olan dörtgen bir taşla sembolize ediliyordu. Kurbanların kanı üstüne akıtılırdı. Daha da ilginci 4. yüzyıldan kalma Salamis'in piskoposu Epiphanius'un bir metinde "Zu Eş-Şera" (Rumca Dusares)'nın doğum törenleri anlatılıyor ve metne göre bu kutlamalar, yer altından çıkarılan erkek çocuk idolünün tapınağın iç kısımlarında 7 kere dolaştırılmasıyla sona eriyordu.

Hadislerin yardımıyla daha sonra bu gelenek de İslam'a girdi ve Mekke pagan tanrıya yapılan yolculuğun merkezi haline geldi.

BİZE EMREDİLEN "HAC"

02:189 Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir. İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lâkin iyi davranış, korunan (ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin, Allah'tan korkun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.

02:196 Tartışmayı ve Allah için ziyareti tamamlayın. Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen hediyeyi gönderin. Hediye, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya hediye olmak üzere fidye gerekir. Ama eğer yapabilecekseniz, kim tartışmayı ziyarete devam ederse bağıştan kolay geleni verecek; bir şey bulamayan ise tartışma günleri boyunca 3 GÜN oruç tutmalı ve döndüğünde de yedi gün ki bu da 10 eder. Bunlar ailesi HARAMA İTAAT YAPISININ içinde olanlar içindir. Allah 'tan korkun ve cezasının çetin olduğunu bilin.

02:203 Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele edip dönmek isterse, ona günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız.

"Ramazan" ayı ile başlanan Hac konferansları dolunayla başlar ve ayın hilal şekline girmesiyle son bulur. 2:196 ayetinden görülebileceği gibi Hac 10 gün sürer yalnız kişinin ailesi "haramlara itaat yapısının" içinde değil ise bu süre 3 gündür ve 2:203e göre 2 güne de düşürülebilir. Bu ailesi doğruya kılavuzlanmamış kişilerin eve erken dönüp duyduklarını ailelerine anlatmaları için önemli bir ayrıntıdır. Konferans günlerinde Allah' ın rızık olarak verdiği şeylerden yenir ve herkesin katılabileceği bir ziyafet verilir ve sistemden (beyt) konuşulur. Hac boyunca kötü davranışlar, MÜNAKAŞALAR (cidal) ve cinsel münasebet yasaktır (2:197). "Ramazan" ayı ve yasak aylar ile birlikte yıl içinde 4 kere Hac konferansı düzenlenir.

ARAFAT

Mekke yakınlarındaki bir dağa Arafat ismini veren Araplar, hacıların bu noktaya gittikten sonra tekrar Mekke'ye dönmeleri ister. Bu ritüelin varlığını savunmak için de 2:198 ayeti öne sürülür:

02:198 (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş'ar-i Haramda Allah'ı zikredin ve O'nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz.

Bir dağa Arafat ismini verip bunun Kuran'da geçen Arafat olduğunu iddia etmek ve tüm dünyayı buna inandırabilmek kolay bir iş olmasa gerek. Hac için gelen inançsız kişilerin ise kilometrelerce ötedeki dağa gidip gelmelerinin anlamını hiçbir "alim" çözemez.

Arafat'ın kökü عرف'dir ve "tanımak, tanışmak" anlamlarına gelir.

49:13 Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız (Lİ TEARAFU) için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.

Ayetin doğru çevirisi:

02:198 Rabbinizden gelecek bir lütfu aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Tanışmalardan (sonra) dağılıp Allah'tan bağışlanma dileyin, O'nu yasak hükümleri ile ve size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz.

SAFA VE MERVE

Arap dinine göre Mekke'ye Hacca gidenlerin "Safa ve Merve" denilen taşların arasından 7 kere geçmeleri gerekir. Bu uygulamanın kökünde ise İbrahim'in ikinci karısı Hacer'in oğlu İsmail için su ararken bu iki nokta arasından 7 kere geçtiği söylentisi yatmaktadır. Bu arada İsmail ayağıyla yere vurup bugün zem-zem olarak bildiğimiz pınarın oluşmasına sebep olmuştur. "Müslüman" âlimler bu hikayeyi anlatırken doğruluğunu kanıtlamak için olsa gerek 2:158 ayetini gösterirler.

02:158 Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.

Bu hikâyenin Kuran'da hiçbir dayanağı yoktur. Böyle bir hikayeyi uyduranların unuttukları şey haccın tüm insanlık için bir çağrı olduğudur (22:27). Hikâyeyle ilgili bir başka sorun İbrahim peygamberin ikinci bir karısı olduğu Kuran'da değil, Yahudi kaynaklı bir hikayede geçer.

Zem-zem "mucizesi"ne gelince, suçlanacak şey aslında Araplar'ın jeoloji ve dünyanın su döngüsü konularındaki bilgisizliğidir. Doğal su kaynakları binlerce yıldır yeryüzünde mevcuttur ve bunun nedeni bir mucize değil, çevredeki dağlardan ve vadilerden gelen su toplanma döngüsüdür. Mekke'ye çok yakın olan Taif şehrinde de binlerce yıldır su sağlayan bir kaynak vardır. Benzer bir şekilde Kudüs'teki "Gihon Pınarı" yaklaşık 3000 yıldır su sağlar ve kimse bunları mucize olarak nitelendirmez.

صفا (safa) : taş, düz taş/kaya; sert geniş taş; Mekke'de bir yer; bol süt veren (dişi deveden, koyundan, keçiden bahsederken kullanılır); ağır meyvelerle dolu palmiye ağacı.
مرو (merve) : çakmak taşı, yemeklerin üstünde pişirildiği beyaz kırılgan bir taş çeşidi; Kabe'nin civarındaki yükseklik

02:158 Bol süt veren (hayvanlar) ve (bunların üzerinde kızartıldığı) çakmaktaşı (tartışma için) Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim SİSTEMİ tartışır veya yönü o tarafa düşerse onların etrafında dolaşmasında kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.

KÂBE DİKİLİ TAŞ DEÐİL Mİ?

5:90 Ya eyyühellezıne amenu innemel hamru vel meysiru vel ensabü vel ezlamü ricsüm min ameliş şeytani fectenibuhü lealleküm tüflihun

Diyanet Vakfı
Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.

Yaşar Nuri Öztürk
Ey iman edenler! Uyuşturucu/şarap, kumar, tapılmak için dikilen taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktik; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.

NeSaBe : kurmak, inşa etmek, (birşeyi) dikmek, yükseltmek, (bir taşı işaret olarak) koymak, dikmek; (başını) kaldırmak; (kulakları) dikmek;
Ensab: çğl (yol üzerindeki) işaretler; putlar; (tapınmak için dikilen) figürler / heykeller; (hayvanların kurban edildiği) sunaklar

Sünnetullah hiçbir zaman değişmeyeceğine göre İbrahim'in Allah'ı yüceltmek için DİKTİÐİ söylenen (unutmayın Kabe ve İbrahim'in ilişkilendirildiği tek bir ayet bile yok, Beyt'i Kabe olarak kabul ediyoruz) Kâbe yukarıdaki ayetle ve Kuran'ın GENELİYLE büyük bir çelişki oluşturmuyor mu? Kuran nerede Allah'ı ululamak için fiziksel bir obje yapmanın doğru olduğunu yazar? Yukarıdaki tanıma tamamıyla uyduğu halde neden Kâbe de bir "ensab" sayılmıyor?

02:165 İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışındakileri Allah'a eş tutarlar da onları Allah'ı sevmiş gibi severler. İman sahipleri ise Allah'a sevgide çok kararlı ve taşkındırlar. Zulme saplananlar, azabı gördüklerinde tüm kuvvetin Allah'ta bulunduğunu, Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu fark edeceklerini anlayabilseler!

Ayetlerde buraya giren kişinin güvende olacağı belirtiliyor, Kâbe’nin içi topu topu 100 kişi ancak alır ve tarih gösteriyor ki pek emin bir yer de değil. Defalarca sellere, yangınlara maruz kalıp tekrar yapılan bu "dikili taşın" ayetteki kriterleri karşılamadığı açık. Artı ne İslam öncesi belgelerde ne de Kuran'dan önceki ilahi kitaplarda taştan yapılmış her putu parçalayan (37:91-93) put düşmanı İbrahim'in böyle bir yapı inşa ettiğine dair bir kanıt bulunur.

Kabe ve buna adanan "kurbanlar"

Hadislerdeki din ile Musevilik, her ne kadar iki din mensupları birbirinden nefret etse de büyük benzerlikler gösterir; kurban da bu benzerliklerin arasındadır. Levililer kitabının başlarında detaylandırılan ve arap putperestlerinin de geleneklerini arasında yer alan tanrıya kurban sunma ritüeli diğer çoğu şey gibi, şeytan işi hadislerle İslam'a da sokulmuştur.

Resulullah (A) Medine'de iken Kâbe’ye kurban sunar, ben de kurbanının boynuna takılacak nişanlarını hazırlardım. Bu sırada Resulullah (sav) ihramlıların sakındığı yasaklardan sakınmazdı.
Buhari, Hacc 110, Edahi 15; Müslim, 359, (1321); Muvatta, Hacc 51, (1, 340); Tirmizi, Hacc 69 (908); Ebu Davud, Menasik 17, (1757, 1758, 1759); Nesai, Hacc 65, 66, 67, 68, 69, 72, (5, 171, 173); İbnu Mace, Menasik 94, (3094)

Kuran'a göre ise bırakın bir taşı, Allah'a kurban sunmak bile habistir:

06:136 Kendi döllendirip yaydığı ekinden ve hayvanlardan Allah'a bir pay ayırdılar da kendi zanlarınca şöyle dediler: "Bu Allah için, bu da ortaklarımız için . " ortakları için olan Allah'a ulaşmaz. Ama Allah için olan, ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar!

9:95 ayetini manipule edip Kabe'ye kurban adanması gerektiğini savunan arap dini izleyenleri taştan yapılmış putlarına adanan kurbanların asla Allah'a ulaşmayacağını hadis külliyatı okudukları kadar Allah'ın kitabını okusalardı belki görebilirlerdi!

KURAN'DAKİ KÂBE

"Diğer din salikleri Tanrıyı putlar vasıtasıyla sembolleştirmişlerdir. Bu putlarla Tanrı'nın herhangi bir sıfatını sembolleştirmek istemişler ve sanatkârane putlar yapmışlardır. Hatta bildiğiniz gibi Hıristiyanlar da haç'a hürmet ederler. Bu haç onlar için, Tanrı'nın bir sıfatını temsil etmektedir. Diğer dinlerde, mesela Brahmanizm'de dört elli bir put varsa bu demektir ki, Tanrı insanlardan daha kuvvetlidir. Hristiyanlarda bunun aksine, Tanrı insanlara karşı olan merhametini günahkar insanlara göstermek için öz oğlu olan Hz. İsa'yı kurban etmiştir. Hristiyan inancına göre Hz. İsa haç'ın üzerinde öldüğü için bu haç, Tanrı'nın merhamet sıfatını temsil eder. Bunların aksine Hz.Adem'le başlayan İslam dini, bir put değil, fakat Allah'ın evini seçmiştir. "

Yukarıdaki alıntıda yazar kendince İslam'ın diğer dinlerden farkını yazmış ama bunun içinde oluşturduğu çelişkiyi görmezden gelmiştir. Tüm dinleri putperestlikle suçlayan yazar, kimin tarafından yapıldığı bile tam olarak bilinmeyen, tarih boyunca birçok kez sel veya çıkan yangınlardan ötürü tekrar inşa edilmek zorunda kalınan kerameti kendinden menkul bir taşa "Allah'ın evi" demek cüretini göstermiştir. Bu taş bazı Sünnilere göre Allah'ın bu dünyadaki "şanını" simgeler, bazılarına göre ise Allah'ın sembolik olarak kendisidir. Bu, pratik olarak tanrılarını cisimleştirmek için kendilerine putlar yapan ve bunlara tapan özellikle eski çağlarda yaygın olarak görülen putperestlerin tanrılarını somutlaştırma çabası gibidir ve yukarıda gösterdiğimiz gibi yasaklanmıştır. Kuran görünmeyene iman etmeyi (2:3) ve her türlü "tapınma" ritüeli yerine insanların Yaratan'a kulluk etmesini emreder.

Eğer Mekke'ye bir gün yolunuz düşerse bu "siyah küpün" odak noktasının güneydoğuda yer alan ve kış güneşinin doğduğu yere bakan Siyah Taş olduğunu göreceksiniz. Bu ayar tesadüfi değildir. Putperestlerin tanrısı Allat bir bereket tanrısıydı ve genelde bereket / verimlilik tanrıları Güneş'le simgelenirdi. Bu örnekte kış güneşinin doğduğu nokta Güneş'in yeniden doğuşunu simgeler.

Daha yakından bakarsanız, siyah taşı çevreleyen alanın açılmış bir vulva ve bu taşın da vulvadan çıkan taç takmış bir bebek başı şeklinde olduğunu göreceksiniz.


Bu yeni doğan bebeğin başına biraz daha yaklaşın, bunu öpen insanlar göreceksiniz. Neden diye soracak olursanız başı öptüğünüzde günahlarınızdan arınıp YENİDEN DOÐMUŞ gibi olacağınızı söyleyecektir. Biraz daha etrafta dolaşın ve insanların bu küpü 7 kere tavaf ettiğini göreceksiniz. Bunların hiçbiri KURAN'da yoktur ve hepsi putperest Arap geleneklerinin kalıntılarıdır.

Beyt kelimesini az önce gördük, kâbe ile ilişkilendirildiği bir tek ayet bile yok. Kuran'da beytullah kelimesi ise hiçbir yerde bulunmaz. Gelenekçiler için olmazsa olmaz olan; onsuz namaz kılamayacakları, hac yapamayacakları Kâbe kelimesi Kuran'da sadece 3 yerde geçer, şimdi kelimenin anlamlarına ve geçtiği ayetlere bakalım:

كعبة : şişik / bukle / yumru / tümsek / çıkıntı; düğüm; (bitkiler için) eklemli kök; kemiklerin eklem / bağlantı bölgesi (genel olarak ayak bileği); tapuk; (hayvanlarda) tarso; yüksek mevki / asalet / şan / görkem; yükseltilmiş herhangi bir şey; kare / kübik ev / oda; kare şeklinde; Rabi'ah kabilesine ait Mekke'de yapıldığı gibi etrafında dönülen bir tapınak

Kâbe kelimesine sadece genel içeriği yiyecek olan Maide (5) suresinde rastlıyoruz:

05:06 Ey iman edenler! Bağlılığa duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve ayak bileklerinize kadar [ilel ka'beyn] ayaklarınızı yıkayın.


05:95 Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kabe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder). Yahut (avlanmanın cezası), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah da ondan karşılığını alır. Allah daima galiptir, öç alandır. (Diyanet)

AFALLAHÜ AMMA SELEF VE MEN ADE FE YENTEKIMÜLLAHÜ MİNHU
Allah geçmişi affetmiştir ve (bu suça) tekrar dönen, Allah ondan intikam alır.

Geçmişte kim ihramlı olarak Kâbe’de avlanmıştır? Sözüm ona İslam tarihine göre geçmişte Kabe İNKARCILAR tarafından tavaf ediliyordu.

بلغ : vardı, ulaştı; olgunlaştı; (bir miktar) tuttu, kadar etti

05:95 Ey iman edenler! YASAKLI iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse cezası MALLARDAN / HAYVANLARDAN onun dengidir. HEDİYENİN AYAK BİLEÐİ OLGUNLUÐUNU [baliğal ka'beti] içinizden adalet sahibi iki kişi hükmetsin...

Yasak av mevsiminde avlanan kişinin öldürdüğü hayvanın değeri ayak bileğinin olgunluğundan biçilecek ve kişiye buna göre bir ceza verilecektir ya da bu kişi fakirleri doyuracak o da olmazsa oruç tutarak kefaretini ödeyecektir.

Ühılle leküm saydül bahri ve taamühu metaal leküm ve lis seyyarah ve hurrime aleyküm saydül birri ma düntüm huruma vettekullahellezı ileyhi tuhşerun
05:96 Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.

Yasak aylarda deniz avında bir sınırlama yokken kara hayvanları avına sınırlama getirilmiş. Bu ayetlerde açıkça İslam ve peygamber düşmanlarının ahlaksızlıklarına tekrar tanık oluyoruz. Aynı kökten türemiş kelimenin ilkini ihramlı olarak çeviren Arap dini izleyenleri ikincisini ise haram kılındı olarak çevirmiş. Tekrar hatırlatırım Kuran'da ihram diye bir kelime geçmez.

5:97'nin uygun çevirisi:

05:97 Allah HARAM SİSTEMİNİN AYAK BİLEÐİNİ / TEMELİNİ, yasak ayı, hediyeleri ve otoriteleri insanlar için bir dayanak yaptı. Böylece, Allah'ın göklerde olanı da yerde olanı da bildiğini, Allah'ın her şeyi bilici olduğunu siz de bilesiniz.

قيام : kalkma, kalkış; ayakta durma; varoluş; ayrılma, terketme; tamamlama; destek, dayanak

Allah avlanma yasağını, bunun cezasını insanlar için bir destek olarak yapmıştır. Avlanmada yasak aya uymak gerçekten insanlara faydalıdır. Siyah küp kabenin ise ne yasak ayla ne hediyelerle ilgisi yoktur.